UFACIK TEFECİK GÖRDÜN DE…
23 yıl sonra kendime şu soruyu sordum: “Neden bu filmin çıkış öyküsünü yazıyorsun?” Bugün geldiğim noktada ulaştığım seviyeye baktığımda, yaptığım eserler hakkında eğrisiyle doğrusuyla ne kadar çok anı biriktirdiğimi fark ettim. Bu yüzden, bu satırlarda benim için her zaman özel ve güzel bir yeri olacak olan ilk emeğime, ilk göz ağrıma, “Ufacık Tefecik Gördün De…” isimli filmimin çıkış noktasına yer vermek istedim. Bu film, benim amansız ve dipsiz bir kuyu olan sinema sevdamın başlangıcıdır.
Tam olarak hatırlayamıyorum ama 2002 yılıydı; mevsim bahar, ay muhtemelen Mart… Okulun kantininde oturuyordum. Etrafımdaki arkadaşlar dedikodu yaparken, ben aklımdan bambaşka bir şey geçiriyordum. Aşkı deneyimlediğim, huzuru bulduğum, dostluklar kurduğum memleketimle ilgili bir proje yapma fikri zihnimde dolaşıyordu. Kurtuluş Savaşı’nda ve Osmanlı’nın İstanbul’u fethinde önemli bir rol oynayan Kocaeli’nin Karamürsel ilçesi üzerine bir belgesel yapmalıydım. Ancak konuyu nasıl ele alacağımı düşünürken, o sırada yanımıza gelen hocamıza fikrimi açtım. Ben projenin büyüklüğünden bahsederken, o bana şu cümleyi söyledi: “Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepetini mi sandın?” O an beynimde şimşekler çaktı. Projenin fikri genelden özele inmişti. Filmin şekilleneceği obje artık belliydi: Karamürsel Sepeti.
Okulu bitirmeme bir yıl olmasına rağmen tezimin üzerinde çalışmaya başlamıştım. Karamürsel’le ilgili kitaplar okuyordum. Her hafta sonu Karamürsel’e gidiyor, çekim yapabileceğim mekânları geziyordum. Sepetin üretildiği ve satıldığı yerlerin yetkilileriyle görüşüp bilgiler topluyordum. O yılki yaz tatilim, bitirme projemin dosya aşaması üzerinde çalışmakla geçti. Eylül ayı geldi, okul açıldı. İlk dönem, bitirme projesinin dosya hazırlama dersini alıyorduk. Dosya hazırlamayı ilk kez o zaman öğrendim. Ortaya çıkan çalışma biraz amatör, biraz öğrenci işi bir dosyaydı; ama ileride atacağım adımlar için yol gösterici bir nitelik taşıyordu. Bu ilk aşamayı kolaylıkla atlatmıştım.
Asıl zorlu süreç, çekim aşamasına geçtiğimde başladı. Çekimlere başlayacağım sırada, proje dosyasına isimlerini yazdığım arkadaşlarımın hiçbiri yanımda yer almadı. Destek olmadıkları gibi arkamdan, “Bizim patron iş istemiş, parasını verirse çalışırım!”, “Biz olmadan çekemez.” gibi sözler söylüyorlardı. Bununla da kalmıyordu… Hocalarımın, arkadaşlarımın projelerine destek verdiğini, onların çekimlerine katıldığını görüyordum. Bu durum benim için oldukça kırıcı ve üzücüydü. Ama yılmadım. “Bu okulu film çekmeden bitirmeyeceğim.” diyerek kendime söz verdim. Cuma akşamı okulun sağladığı ekipmanları alıp Karamürsel’e gittim. Çekimlerimi yaptım. Prodüksiyon sürecinin bir kısmını tamamladım.
İkinci dönemde “Çekim Sonrası İşlemleri” dersimiz vardı. O derste hoca, görüntülerimi sınıfa izletirken, benim içinde bulunduğum koşulları hiç dikkate almadan, “Bu çekimler çok kötü”, “Bizimle takılan biri bu şekilde çekim yapamaz.” gibi kırıcı sözler söyledi. Aynı anda sınıfta bazı arkadaşlar da benimle alay ediyordu: “Şenay’a bak, adamın tekiyle dağa çıkmış, kim bilir neler yapmıştır…” Moralim bozulmuştu. Ağlamak istiyordum. Tam o anda, dedemin bana 10 yaşımdayken söylediği sözler kulağımda çınladı: “Sen çok zekisin, yeteneklisin. Büyüdüğünde seni düşürmek, yıkmak isteyen insanlar olacak. Ama sen daima mert ve yiğit olacaksın. Dimdik duracaksın.”
Ne olursa olsun vazgeçmeyecektim. Tek başıma çıktığım, yalnız bırakıldığım bu yoldan dönmeyecektim. Bu kararla birlikte, okuldan aldığım ekipmanla yeniden yola çıktım. Eksik kalan çekimlerimi tamamladım ve prodüksiyon aşamasına geçtim. Filmin süresi için 24 dakikalık bir belgesel planlamıştım. Ancak ortaya 6 dakikalık “Ufacık Tefecik Gördün De…” isimli ilk eserim çıktı. Kurgusu sırasında yaşadıklarımı da ayrıca anlatacağım. Bu eseri tek başıma başardığımı gören bazı arkadaşlarım, filmin son gününde birdenbire etrafımda belirdiler. Amaçları, jeneriğe isimlerini yazdırmaktı. Mezuniyete sayılı günler kalmışken, bu kez sırtımdan geçinmelerine izin vermedim. Belki etik açıdan kusursuz bir “hayır” deme biçimi değildi; ama bu, hayatımda insanlara sınır çizdiğim ilk net andı. Hiçbirinin adını jeneriğe yazmadım. Sadece, kurgu aşamasında gecesini gündüzüne katarak bana destek olan Seymen Gültekin’in adını yazdım. Onun emeğini hiçbir zaman unutamam. O zor günlerde yanımda olarak dostluğun en güzel örneğini sergileyen, yüce gönüllü bir insandır. Bu eserin özellikle post prodüksiyon sürecinde en az benim kadar emeği vardır.
Ben eser üretmeye, eğrisiyle doğrusuyla, “Ufacık Tefecik Gördün De…” ile başladım. Bu benim için hevesle başlayıp yarı yolda bırakılacak bir deneyim değildi. Uzun soluklu bir yolculuğun, kendimi geliştirmeme vesile olan adımların ilkiydi.
Şenay Ertorun
16.04.2026
Saat: 21:36
